"Onun gerçekliği ilerlemeye devam ediyor"

Nefes alıyor bir adam, ölü bir ruhla,
Kendisine hiçbir zaman,
"Bu benim kendi anavatanım" dememiş,
Yüreğinin asla yanıp tutuşmadığı,
Eve doğru çevirirken adımlarını,
Yabancı topraklardan aylaklıktan dönerken.
-Sir Walter Scott

Vasat üstü bir indie-rock albümü. Sürekli uğuldayan bir rüzgar. Tamamen dolu bir bavul. En fazla Sundance’ta jüri özel ödülü alabilecek ortalama bir Amerikan Bağımsız filminin girişinden değil odamdan bahsediyorum.

İnsanların arasındaki duygusal değiş tokuşları, gittiğim ülkelerdeki psikolojik ağırlıklardan daha etkileyici buldum hep. Bu söylediğimde en ufak bir şekil yapma tribi ya da “kaybeden” elemanlarla taşak geçen bir alt metin yok. Gereğinden fazla Adorno okudum, gereğinden çok fazla diplomatla muhatap oldum ve gereğinden çok az insanı anlamaya çalıştım. Tüm bunlar birleşince “Seni bir daha görmek istemiyorum” diyen doktorunuza ortadaki espri için; sizi özleyeceğini söyleyen ailenize ortada olmayan espri için gülümsemeyle karşılık veriyorsunuz.

Yapmayın, hoş değil. Ama biri benim için camı kapatıp The Allman Brothers Band albümü açsa fena olmaz.

"It’s just an accident that we happen to be on earth, enjoying our silly little moments, distracting ourselves as often as possible so we don’t have to really face up to the fact that, you know, we’re just temporary people with a very short time in a universe that will eventually be completely gone. And everything that you value, whether it’s Shakespeare, Beethoven, da Vinci, or whatever, will be gone. The earth will be gone. The sun will be gone. There’ll be nothing. The best you can do to get through life is distraction. Love works as a distraction. And work works as a distraction. You can distract yourself a billion different ways. But the key is to distract yourself."

Far Away Places, bölüm 4; Donetsk ve Luhansk, Eylül 2014

"Leaves are falling all around, It’s time I was on my way. Thanks to you, I’m much obliged for such a pleasant stay."

Henüz yazmadığım otobiyografinin; kafamın içindeki taslak halinin sanırım 7 ya da 8.bölümünün girişine yazdığım Led Zeppelin sözleriyle başladım. Anlatacağım şeyler de 7 ya da 8. bölümde geçecek olan şeylerin özeti zaten.

İstanbul’daki mini gündem toplantısında Doğu Ukrayna’ya bir ekip gönderileceğinden bahsedilirken profesyonel hayatı daha yakından tanıma amacıyla ekibe bodoslama girdim. Tarihler belirlendi, uçak biletleri alındı ve gidiş günü geldi.

Hava alanında beklerken bir şeyler yazdığımı gören M, “neden not alıyorsun daha gitmedik” deyince “tumblr’ıma post atmak için” diye cevap verdim. Birkaç saniyelik tuhaf sessizliğin ardından “benim ismimi yazma” dedi. Ben de diğerlerine sormadan sadece isimlerinin baş harflerini yazarak anlatma kararı aldım. 

Uçakta fazla konuşmadım. İndikten sonra da fazla konuşmadım. 'Fazla konuşmadan kendimi kanıtlayıp biraz da isim yaptıktan sonra samimiyeti Londra'da ilerletirim' şeklindeki düşünce bir gece önce yatakta yatıp tavanı izlerken çok mantıklı gelmişti çünkü. Biraz da eskiden kalma ‘kimse hakkımda bir şey bilmesin’ triplerinin de ufak da olsa devamı tabi. 

Donetsk’ten fazla haber çıkaramayacağımızı anlamamız aynı günün akşamını buldu. M, B ve J barda oturup ucuz alkolün dibini görmeye çalışırken ben internet bulma derdindeydim. Buldum ama konuşmaya fırsat olmadan bar kavgası çıktı. Bizle alakalı değil. Odalarımıza çıkıp Luhansk’a nasıl gideceğimize dair sabaha kadar süren toplantı yaptık. Şehir içi ulaşım bile aylardır yokken en iyi fikrin araba kiralamak olduğunda anlaştık. 

Otobana çıkmadan önce Twitter’dan ateşkesin sağlandığını öğrenmemize rağmen önümüzden dev bir Ukrayna askeri konvoyu geçti. Bir süre peşlerine takıldım. İlk kullanma nöbeti bendeydi bu arada. Sıra J’ye geçtikten 2 saat sonra ben konuşmaya, J haritadan bağımsız doğaçlama yapmaya karar verdi. “Nefret en güçlü motivasyondur” dedim. “Ama hak edilmiş nefret. Başarıya giden hırsı ateşleyen şey; nefret edilmeyi hak eden hayali ya da maddesel bir düşmandır.” B orta yaşlı olduğu için benimle alay etmeye çalışsa da devam ettim. “Ama işin finalinde Waterloo Muharebesi olacaktır. Bu işin iyi sonla bitme ihtimali yok. Waterloo’da işinizi bitirdiklerinde emekli olarak hayatınıza devam edebilirsiniz.” B alay etmeye “Bilseydim Rusya sınırına doğru Napolyon’la yolculuk etmezdim” diyerek devam etti. Birinin bana hayatımda soktuğu en güzel laf olabilir. Biraz sonra J “Nerede olduğumuzu bilmiyorum” deyince arabayı durdurup, haritada nerede olduğumuzu bulmaya çalıştık. Babamın bana araba kullanmayı öğretirken söylediği şey aklıma geldi. Kaybolursan, asfaltı düzgün yolu bul, onu takip et. Şehir merkezlerine giden yolların asfaltını güzel yaparlar. Peder beye selam çakarak bizi Luhansk’a götürecek düz asfaltlı yolu bulana kadar dolanıp durduk. Sabaha karşı da şehre vardık. 

Evlerini terk etmiş yüz binlerce insanın varlığını fark edemezdik belki ama yokluklarını fark ediyoruz. Ayrılıkçı askerler, her şeye rağmen gitmeyen az sayıda insan, Rus malı silahlarla delik deşik edilmiş binaların arasında insanlarla konuşup arabanın içinde dizlerimizin üstüne koyduğumuz not defterlerine bol bol not aldık. M çıkıp fotoğraf çekti. Haftalar sonra çıkıp sigara içerken alçak uçuş yapan Rus uçaklarına baktım. B arkamdan “Sakin ol Napolyon” diye bağırınca diğerleri baya bir güldü. Hayatımda çok fazla insanla çok fazla samimi olmam ama B’ye kanım baya ısındı.

Olaylarla alakalı tuttuğum notlar, diğer üç gazeteciden meslekle alakalı öğrenip tuttuğum notların yanında baya az kaldı. Uçak Atatürk Hava alanına inmek için Marmara Denizi’nin üstünden dolanırken hala o notları karıştırıyordum.

Birkaç gün önceki doğumgünümde 24’ten 25’e değil 30’a atladığımı notların sonuna geldiğimde kemiklerime kadar hissettim.


Do you two fall back into old routines when you meet?
HADER: For everyone around us, it sucks. What are they talking about? A butterfly and a bird on a branch?WIIG: [writer-director] Craig [Johnson] just had to deal with it on set: “O.K., they’re doing it again.”HADER: At “SNL,” we called it the Friday night crazies, because by Friday night, everyone’s exhausted. Kristen and I and Fred [Armisen] would really go bonkers.WIIG: You’d just hear over the loudspeakers, “O.K.! Guys! Please!”HADER: And I’d be fitting Kristen into a refrigerator. Or we’d do a thing where one of us would mouth the words on camera, and we’d do each other’s voices.WIIG: Everyone would be like, “Year 3 of that joke.”HADER: "And it’s never been funny."
THE NEW YORK TIMES, Kindred Spirits Try Something New – Kristen Wiig and Bill Hader Star in ‘The Skeleton Twins’

Do you two fall back into old routines when you meet?

HADER: For everyone around us, it sucks. What are they talking about? A butterfly and a bird on a branch?
WIIG: [writer-director] Craig [Johnson] just had to deal with it on set: “O.K., they’re doing it again.”
HADER: At “SNL,” we called it the Friday night crazies, because by Friday night, everyone’s exhausted. Kristen and I and Fred [Armisen] would really go bonkers.
WIIG: You’d just hear over the loudspeakers, “O.K.! Guys! Please!”
HADER: And I’d be fitting Kristen into a refrigerator. Or we’d do a thing where one of us would mouth the words on camera, and we’d do each other’s voices.
WIIG: Everyone would be like, “Year 3 of that joke.”
HADER: "And it’s never been funny."

THE NEW YORK TIMES, Kindred Spirits Try Something New – Kristen Wiig and Bill Hader Star in ‘The Skeleton Twins’

Yeniden bloglanılan yer becketts